User-agent: Mediapartners-Google* Disallow:
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

« Önceki |

21/12/2009

444 28 45'i not edin

 Türkiye'nin sularının, akarsularının, göllerinin ve denizlerinin kurtarılması sizlerin elinde. Hem de çok basit bir yöntemle...

Hepimiz yemek yapmak ve kızartma yapmak için evmizde çeşit çeşit yağ kullanıyoruz. Ayçiçek yağı, zeytinyağı, mısırözü yağı, margarin vs... Peki bu yağları kullandıktan sonra ne yapıyoruz? Lavaboya döküyoruz değil mi...

TAM BİR KATLİAM

İşte doğa katliamı da tam bu noktada başlıyor. Lavabodan döktüğümüz her bir damla yağ ile Türkiye'nin geleceğini çalıyoruz ve zaten sınırlı olan su kaynaklarımızı katlediyoruz... Hem de ne katliam....

Lavabodan döktüğümüz bir litre yağ tam 1 milyon litre suyu mahvediyor. Evet evet, 1 litreye 1 milyon litre... Fritözlerde kirlenen yağlar, kızartma yapıldıktan sonra tavalardan dökülen yağlar denizlerimizde, göllerimizde, akarsularımızda ve içme suyu kaynaklarımızda geri dönülmesi imkansız hasarlar yaratıyor.

Bu yağlar suların üzerinde birikerek güneş ışıklarının aşağıya geçmesini önlüyor ve oksijeni keserek sudaki tüm dengeyi bozuyor. Hem sudaki canlı yaşamı bitiyor hem de sular hızla kirlenerek tüm işlevini yitimeye başlıyor. Uzmanların söylediğine göre bu kirlenme böyle devam ederse 30-40 yıl sonra Türkiye büyük bir su sorunu ile karşı karşıya kalacak.

VİDEOYU İZLEYİN, KARARINIZI SONRA VERİN

Bu atık yağ kabusunun ev tarafı bir yana bir de işyerleri tarafı var. Türkiye'deki binlerce gıda işletmesi, oteller, moteller, kamu kurumları , askeriye, dev yemek şirketleri, fast-food'çular, tatlıcılar... Maalesef bunların çok büyük bir bölümü de yağlarını oluk oluk lavabolardan aşağı döküyor. O yağlar lavabolardan döküldükçe Türkiye'nin geleceği ellerinden gidiyor, her taraf pisleniyor, kararıyor.

Ve maalesef belki de çocuklarımızın içecek bir damla su için birbirine gireceği bir geleceğe gidiyoruz...

Çok fazla korkutmak istemeyiz ama yukarıdaki videoyu mutlaka izlemeniz gerek. İTÜ tarafından hazırlanan videoda 2070 yılından gelen bir mektubu dinleyeceksiniz. Dinleyin, sonra karar verin... 

BU NUMARAYI BUZDOLABINIZIN ÜZERİNE YAPIŞTIRIN: 444 28 45

Mevcut durum bu kadar kötü maalesef. Peki değiştirmek için bişeyler yapabilir miyiz? Evet yapabiliriz. Her bir hane halkı, her bir küçük dükkan, her bir işletme bu gidişatı değiştirebilir. Yağları lavabodan dökmek yerine ufak bidonlarda biriktirebilirsek bütün işi çözebiliriz. Çünkü bu bidonları sizden ücretsiz olarak alacak kurumlar var Türkiye'de. Evinizde 5 litre biriktirin, açın bir telefon, gelip alsınlar. Bu kadar basit.

İşyerleri için de ufak bir hatirlatma yapalım. Atık yağını vermek için sözleşme yapmamanın, yağları lavabodan dökmenin aslında büyük bir cezası var. Tam 73 bin lira. Bu ceza şimdiye kadar kesilmemiş ama sorunun ne kadar ciddi olduğunun farkına varan belediyeler yakında cezayı kesmeye başlayacaklar. Bizden uyarması, sürpriz bir ceza ile karşılaşmamak için elinizi çabuk tutun.

Yağ meselesi memleket meselesi. Buradan biz de çağrıda bulunuyoruz:

"Başta gıda işletmeleri, sonra kurumlar, okullar, oteller, dernekler ve haneler... Gelin bu yağları biriktirin ve yetkili şirketlere verin. Yapacağınız iş basit, evlerde 5 litre atık yağ biriktiren herkes atık yağ hattı olan 444 28 45'i arasın ve şirket gelip kapınızdan alsın. Gıda işletmeleri de sözleşmelerini yapıp bidonlarda biriktirmeye başlasın. Sularımızı zehirlemeyelim, geleceği kurtaralım..."

VİDEOLARIM/Kısa Film


3/12/2009

Buzdolabında Saklanan İki Tehlike

Diyetisyen Binnur Okan yiyeceklerin buzdolabında saklanmasının da kuralları olduğunu belirtti.

Beslenmek hayatta kalmanın, hastalıklara karşı dirençli durmanın olmazsa olmazı. Nasıl ve nelerle besleneceğimizi bilmek kadar besinleri doğru muhafaza etmek de önemli. Diyetisyen Binnur Okan, yiyeceklerin buzdolabında saklanmasının da kuralları olduğunu belirtti. Okan'la bu kuralları konuştuk...

Yiyecekleri buzdolabına nasıl yerleştirmeliyiz?

Et, tavuk, balık, süt, yoğurt, yumurta, peynir gibi hayvansal kaynaklı tüm ürünleri potansiyel riskli kabul ediyoruz. Bir de potansiyel riskli olmayan pirinç, patates gibi yiyecekler var. Bunlar da piştikten sonra riskli hale gelen besinlerdir. Buzdolabında raflar arası sıcaklık farkı vardır. Buzluğa en yakın olan raf her zaman en soğuktur ve aşağı raflara doğru soğukluk derecesi azalır. O yüzden potansiyel risk grubundaki yiyecekleri yani bakteri üremesi olabilecek ürünleri her zaman için en üste koymamız gerekiyor ki mümkün olduğu kadar bakteri üremesini azaltalım.

Bakteri ürememesi için nasıl bir yerleştirme yapmak gerekir?

En üst kata et, balık, tavuk, ikinci rafa peynir, süt, yoğurt, daha aşağıya yemekleri, en alta da sebzeleri koymak gerekiyor. Sebzeler genellikle poşetleriyle konur. Oysa poşetten sebzeye sürekli plastik geçişi olur. O nedenle sebzeyi aldıktan sonra poşetinden boşaltıp buzdolabına yerleştirmemiz gerekiyor. Pişmiş ve pişmemiş etlerin temas etmemesi gerekiyor. Örneğin çiğ tavuk çok çabuk bakteri üretir. Ancak piştiğinde bakteriler ortadan kalkar. Çiğ tavuğu diğer besinlerle aynı yere koyduğumuzda bakterileri diğer besine bulaştırırız. Yumurtanın hem kendisi hem kabuğu çok ciddi bakteri taşır. Yumurtanın piştikten sonra kabuğu ile birlikte riski yoktur. Ama pişmeden risk taşır. Yumurtayı aldığımız kutunun içerisinde muhafaza etmeliyiz. Genelde buzdolabı raflarına konulur ama bu doğru değildir. Çünkü yanına konulmuş bir besin örneğin yarım limon varsa bakterilerin çapraz geçiş ile taşınmasına sebep oluruz. Yumurtaya dokunduktan, kırdıktan sonra da ellerimizi sabunlu su ile dezenfekte etmemiz gerekir.

Yiyeceklerin cam kavanozda saklanması daha sağlıklı

Çözdürme işlemi çok hassastır. Kesinlikle, kalorifer üstünde, oda sıcaklığında bu işlem yapılmamalıdır. Öncelikle buzdolabında alt raflarda, su sızdırmayacak uygun kaplar içinde ya da acelemiz varsa akan soğuk su altında çözdürebiliriz. Ayrıca mikrodalga fırınlar da pişirme ve çözülme için çok sağlıklı ve uygundur. Saklama kabı olarak cam kavanoz kullanılmalı. Alüminyum kapları hiç önermiyoruz. Sadece süt için cam önermiyoruz. Çünkü süt çok ciddi B 2 vitamini kaynağıdır. Güneş ışığı aldığında bu vitamin kaybolur. O yüzden ışığı geçirmeyecek kaplarda saklanması gerekir.

<_script />changeTarget(document.getElementById("news_content"));<_script />
Kaynak : Bugün

VİDEOLARIM/Kısa Film


8/10/2009

Araç Sahipleri Dikkat! Pamuk Eller Cebe!


Kangren haline gelen İstanbul trafiğini rahatlatmak için Londra modeli geliyor. Trafik sıkışıklığının ücretlendirilmesine dayanan modele göre, İstanbul'da trafiğin kilitlendiği bölgelere yoğun saatlerde giren araçlar ücret ödeyecek. Takılan çiplerle takip edilecek olan araçlar, trafiği yoğun bölgelere girdiği anda ücrete tabi olacak.

SIKIŞIKLIK % 30 AZALACAK

Bu sistemle, o bölgelere girecek araç sayısının 70 bin azalması bekleniyor. İstanbul trafiğinin azaltılmasına yönelik olarak yaptıkları çalışmalar konusunda AKŞAM'a bilgi veren İstanbul Ulaşım A.Ş Genel Müdürü Ömer Yıldız, temel amaçlarının, trafiği azaltıp toplu taşımayı özendirmek olduğunu belirterek, bu amaçla hedefledikleri modellerden en önemlisinin, Londra örneği olduğunu kaydetti.

Yıldız, bu modelin, trafik sıkışıklığının ücretlendirilmesine dayandığını kaydederek, kentte, trafiğin yoğun olduğu bölgelere, yoğun saatlerde giren araçlardan ücret alınacağını ifade etti. Yıldız, 'Belli bir bölgeye giriş çıkışlarda günün belli saatlerinde kullanımına göre ücretlendirme yapılabilir. Ücret, trafik sıkışıklığına göre değişken olabilir' dedi. Yıldız, bu model sonucunda, trafikte yüzde 15-18 , sıkışıklıkta yüzde 30 azalma meydana gelirken, seyahat süresinden yüzde 30 oranında tasarruf sağlandığını ifade etti. Yıldız, Londra modeliyle, toplamda da trafiğin sıkışık olduğu bölgeler giren araç sayısında 70 binlik azalma yaşandığını dile getirdi. Ücretlendirmenin nasıl yapılacağına da açıklık getiren Yıldız, belirlenen bölgelere konan kameraların, araç plakalarını okuyacağını kaydederek, 'Aracın girdiği bölge ve kaldığı süreye göre araç sahibine fatura kesiliyor. Bu sistemin kurulmasını öneriyoruz. Çok zor değil. Mevcut teknolojik imkanlarla çözülebilir. Ücretlendirme banka hesabından otomatik olarak düşebilir' diye konuştu.

DÜNYA BU İSTİKAMETE GİDİYOR

Yıldız, bu projeyi öncelikli hedefleri arasına koyduklarını vurgulayarak, 'Bunu biz yapmasak da zaten yapılacak. Dünya bu istikamete doğru gidiyor. Türkiye'de de yapılabileceğini düşünüyoruz' dedi. Yıldız, sistemin İstanbul'un yanı sıra trafik yoğunluğu yaşanan diğer büyük şehirlerde de uygulanabileceğini aktardı.

TABELADA 'C' VARSA GİRİŞ PARALI

Her gün daha fazla tıkanan İstanbul trafiğine ücretli sistem geliyor.

Londra'da uygulanan 'congestion charge' sisteminde para ile girilecek bölgeler kırmızı 'C' harfi ile gösteriliyor. Şehir merkezine giren araçlar 8 sterlinden (yaklaşık 20 lira) başlayan ücretler ödüyor. İşte Chelsea Bridge üzerindeki bu tabela, kent merkezindeki ünlü Sloane Square'in paralı olduğunu gösteriyor.

İLK HEDEF TARİHİ YARIMADA

İstanbul'da bu modelin ilk uygulanacağı yerin tarihi yarımada olacağını kaydeden Yıldız, 'Önce orada uygulanır, daha sonra genişletilir. Biz bunu Ulaştırma Şurası kapsamında önerdik. Uygulayacak olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'dir' dedi.

'OTOMOBİLSİZ GÜN' İLAN EDİLSİN

YILDIZ, tüm dünyada olduğu gibi 22 Eylül'ün Türkiye'de de 'otomobilsiz gün' ilan edilmesinin de hedefleri arasında olduğunu kaydederek, 'Otomobilsiz gün getirilmesini teklif edeceğiz. Uygulanmasını istiyoruz. Avrupa'da uygulanıyor. Bu günün ilan edilmesi de bir motivasyon olacak. Küçük tasarruflar dahi trafiği rahatlatır. Böyle bir gün İstanbul trafiğini rahatlatır' diye konuştu.<_script /><_script />

Kaynak : Akşam

VİDEOLARIM/Kısa Film


VİDEOLARIM/Kısa Film


Son Yazılar



Free Blog Content







Website Counter

Arkadaşlarım

tekeli

akvaryumum

pastel

sokakveduvar

gazikemal

serapozturk

uygarradikal

< Çocuk > ..

gulerresim

okumaca

fatoscb

ata1881

gökhan kaplan

beyaztuval

gurkanadam

soymet

ataturkce

borsaci72

ordubeyi

ziranbula

aagranur

hulyasati

boyacicocuk

aum

kenanyucel

Blogcu ile yapıldı
Google