User-agent: Mediapartners-Google* Disallow:
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

« Önceki |

10/2/2009

Kadınlar, Erkekler ve Darwin

Erkek ve kadın ‘ideal’ eşlerini ararken psikolojik bir takım süreçlerden geçiyor.

Kalbiminizin anahtarını kime vereceğiniz, psikoloji biliminin özel ilgi alanında
Amerikan üniversitelerindeki psikoloji profesörleri, modern toplumda kadın ve erkeklerin eş seçerken izlediği bu süreçleri 25 yılı aşkın bir süredir incelemekte.

Kadınlar, Erkekler ve Darwin adlı son araştırma kadın-erkek ilişkilerinin dinamiklerini ve eş seçerken izlediğimiz psikolojik süreçlerin genel bir analizi inceleme konusu yapıldı.

"Kadın-erkek ilişkisi bir tür alışverişse, aşk kelimesinin modern hayattaki karşılığı nedir?"

Bu sorunun cevabını arayan Pennsylvania Üniversitesi'nden psikolog Robert Kurzban 2002 yılında başlattığı araştırmasının sonucunda ilginç sonuçlara ulaştı.

Araştırmadan çıkan ilginç sonuçlar

HurryDate adlı bir şirketin ‘kısa sürede eş bulma’ konusunda verdiği özel bir hizmeti gazerte ilanıyla tanıtmıştı. Bu hizmet, 25 potansiyel adayla üçer dakikalık buluşmalar yapabileceğiniz bir özel akşam geçirmenizi öneriyordu.

Psikolog Kurzban bu şekilde hızlı buluşmalarla geçecek bir akşamın, böyle durumlarda insanların nasıl davrandıklarını incelemek adına eşsiz bir fırsat olacağını düşündü.

Şirketin de onay vermesiyle, Kurzban ve bir meslektaşı, 'hızlı buluşmacılar' üzerinde bir araştırma yürüterek -dini inançlardan çocuk isteyip istememeye kadar uzanan çok değişik konular üzerinde sorular sordular.

En önemli soruları şunlardı: Katılımcılar, kendileri gibi insanlardan mı hoşlanıyordu? Yoksa 'beraber olma piyasasında' en iyi alışverişi yapabilmek adına genelde herkesin gözettiği -dış görünüş ve yüksek gelir gibi- özellikler mi tercihleri etkilemekteydi?

Araştırmacıların vardığı ilk sonuç, erkeklerin ve kadınların eşlerini "eş seçme konusunda genel kabul görmüş değerler" üzerinden seçtikleriydi. Bir diğer bulgu ise her iki cinsin de fiziksel çekiciliğe en büyük önemi verdiği; gelir ve sosyal statü gibi hususları geniş ölçüde göz ardı ettikleriydi.

Araştırmanın sonuçlarını daha sonra bilimsel bir dergide yayınlayacak olan Kurzban şöyle yazacaktı "HurryDate katılımcılarının nihai karar vermek için üç dakikaları vardı ama çoğu kararlarını ilk üç saniyede verebiliyordu."

Mesela erkeklerin kendilerinden daha aşağı gördükleri konumlardaki kadınlardan, eş seçerken ne gibi konuları göz önünde bulundurdukları veya kadınların hangi sebeplerle evlilik dışı ilişkilere yöneldiklerini ya da her iki cinsin de partner seçimi sırasında nelerin karşılığında ne gibi şeyler verebileceklerini araştırıyor.

Evrimsel psikoloji, insan zihnini evrim sürecinde -hayatta kalmak ve türün devamını sağlayacak şekilde- oluşmuş veya değişikliğe uğramış bir takım psikolojik mekanizmaların yan yana geldiği bir sistem olarak ele alıyor.

Evrimsel psikolojinin bir dalı, erkek ve kadınların eş seçimlerindeki tercih ve stratejiler üzerinde odaklanıyor. Mesela, erkek atalarımız kendi sağlık ve düzenlerine pek de zarar vermeden, tek bir dişiden pek çok çocuk yapabilecek durumdayken, çok sayıda partnerle kısa dönemli ilişkiler içine girmeyi tercih ettiler. Eş seçimlerini yaparken de fiziksel açıdan daha çekici ve daha genç olanlara yöneldiler ki bu iki özellik doğurganlık ve sağlığın belirtileridir.

Diğer yandan dişiler ise, hamile kalmanın ve çocuk bakmanın getirdiği ihtiyaçlar nedeniyle, daha seçici davranıyor ve bu yüzden maddi bakımdan daha varlıklı erkekleri tercih ederek onlardan uzun vadeli taahhütler bekliyorlardı. Bir anlamda onların maddi kaynaklarına ve sağlayacakları imkanlara bakarak yatırım yapıyorlardı.

Teorinin Gelişmesi

“Kadın-erkek ilişkisi bir tür alışverişse, aşk kelimesinin modern hayattaki karşılığı ne?” Bu sorunun cevabını arayan Pennsylvania Üniversitesi'nden psikolog Robert Kurzban 2002 yılında başlattığı araştırmasının sonucunda ilginç sonuçlara ulaştı.

Bu teoriye ilk destek, Psikolog David M.Buss ve meslektaşlarının 1980'lerde 37 değişik kültürden gelen 10.047 birey üzerinde gerçekleştirdikleri çok önemli bir çalışmayla geldi.

Texas Üniversitesi'nde Psikoloji Profesörü olan Buss; çok değişik kültürlerden gelseler de insanların eş seçimindeki davranışları arasında geniş çapta bazı benzerlikler saptamıştı. Bunlardan belki de en önemlisi: kadınların kendi servet ve maddi imkanları son derece gelişmiş olduğu durumlarda dahi -kararlı bir şekilde- maddi kaynak ve sosyal statü sahibi erkekleri tercih etme eğiliminde oluşuydu.

Genel olarak bakıldığında, kadınlar eş seçerken karşı tarafın maddi imkanlarına, erkeklerin eş seçerken ki tutum ve davranışlarına kıyasla, iki kat daha fazla önem vermekteydi.
"O zamana kadar, bu tür tercihlerin sosyo-kültürel yapıdan kaynaklandığı ve kültürlerin sayısız değişiklikler içerdiği düşünülüyordu" diyor Profesör Buss.

Profesör Buss tarafından gerçekleştirilen araştırma, insanların eşleşme sürecini inceleyen çalışmaları etkilemeyi sürdürüyor. Ama bazı bilim adamları ve sosyal bilimciler 'evrimsel psikoloji' teorisine kuşkuyla yaklaşıyor ve bu teorinin 'öğrenmenin rolü'nü ihmal ettiğini söylüyorlar. İtirazlara rağmen evrimsel psikoloji alanı genişlemeye devam ediyor.

VİDEOLARIM/Kısa Film


5/7/2007

O delikanlı

Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul
salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular
arasında, sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar..
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu
takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi
daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız
servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi..
Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir,
belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği
için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da
yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine
döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha
gülümsedi. Manidar.."anladım" der gibi bir gülümseyişti bu...
Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü,
sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar
şirini kızı görmek için..
Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara
Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha
görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik
bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra
kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılışı kızın
karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp,
yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı. Kız bu defa,
iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese
delikanlıyı görünce..
Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda
bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu.
Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları
gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "tabi"
dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar
vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de
tanışırsınız.."

"Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu!.."

Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç
unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında
tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı
delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı.
Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.İnanamıyordu delikanlı..
Onunla nihayet yanyana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun
nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir
karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik
şarkısı söylenirken -o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik
şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki
içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış
bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine
korkuyordu ki..
Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı..Kolunu kızın koltuğunun
arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya
yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi
yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın
saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi
her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da da maçımız var..
Gözlerimiz sizi arayacak.."
Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu
otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap
yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah
erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden
girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar
sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi
sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki..
İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, ügüncü sette kız fark
etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk,
biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu
delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..
Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime
konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti. O
da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki
aslında..
Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire
rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği
her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört
satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın
karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline
tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken..
"*Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar...
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!*.."
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi
gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu.
Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç
adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin
duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi
kız.. O da heyecanlıydı, belli.. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok
teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden
evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar
veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem
için bir sebep yok.."
"O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka
kimse olmazsa, ara beni!" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın
yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne
çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..
Yıllarca sonra Levent Yüksel'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu'nun
sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk "onurlu" olmalıydı.. Günlerce,
haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi
bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi..
Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi.
Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç
kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını
buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha
vardı orada.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine
koydu..
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar
geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni
arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık
hayatımda hiç kimse yok!.."
"Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye
çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu
ses çıkmıştı: "Yaaa!.."
Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk
dörtlüğünü vermiştim ya bir gün.." dedi. "Bu da sonu onun..."
Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta
okurken..
"*Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!..*"
Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala
düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken,
ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık
yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile..
Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya
da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna,
mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü gitmişti acaba?
Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi
ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!...



HINCAL ULUÇ / SABAH
 

VİDEOLARIM/Kısa Film


21/6/2007

Kaçan fırsat



 

    David o gün çok yoğundu, seçim kampanyaları devam ediyordu. Aceleyle çevirdiği
telefonda karşısına çıkan şarkı gibi bir sesle karşılaşınca şaşırdı. Özür
dileyip kapattı. Ama o hoş ses aklından çıkmıyordu.



    Ertesi gün sabah erkenden o numarayı aradı. Telefon çalarken kalbi çok hızlı
çarpıyordu. Evet karşısında yine o tatlı ses vardı. Kendisini tanıttı. Konuşmaya
başladılar. Konuştukça kızdan dahada etkileniyordu.



    Günler geçti. Hergün onunla konuşuyordu, onun sesini duymadan güne
başlayamıyordu. Kızgın olduğunda sakinleştiriyor, üzgünken neşelendiriyor,
monoton günlerde yeni heyecanlar aşılıyordu. O soğuk kış günleri bu sıcacık
sesle ısınmış ve bahar gelmişti.



    Bu arada seçim kampanyalarıda çetin bir şekilde devam ediyordu. Aklından ve
kalbinden çıkaramadığı o kızla evlenmeliyim diye düşünmeye başladı. Bu
kampanyası içinde olumlu olurdu. Danışmanı başının etini yiyordu.



    - "Evlenirsen, ratingin 10 puan artar" diye...



    Şu ana kadar bu konuyu pek ciddi düşünmemeşti. Neden olmasın dedi ve hızla
telefonu çevirdi. Hiç nefes almadan evlenmek istediğini söyledi, kampanyasını
anlattı, hayallerinden bahsetti, seçimden sonra karayiplerde bir balayından bile
bahsetti. Onun çoşkusu genç kızada geçmişti. Ama bir anda sessizleşti ve
mırıltılı bir sesle :



    - "Henüz beni görmediniz, ya beğenmezseniz." dedi.



    David "Bu kadar güzel bir sesin ve kalbin sahibi çirkin olamaz herhalde" dedi.



    Bu arada eski neşesini ve çoşkusunu kaybetmişti. O zaman yarın buluşalım dedi.
Buluşacakları yeri konuştular.



    Ertesi gün David heyecanla buluşacakları yere geldi. Biraz sonra uzaktan yanında
köpeği ile güzel bir kız geliyordu. Acaba o mu diye düşündü. Ama parkın o
kısmındaki tek kişi olmasına rağmen ona bakmıyordu. Uzaklara çok uzaklara
bakıyordu. Sanırım o değil dedi. Kızın gözlerinde güneş gözlükleri vardı. Kızın
gözlerinin ne renk olduğunu düşünmeden edemedi.



    Kız David ile telefondaki meleğin buluşacağı havuzun yanına kadar geldi. Oda ne
elinde bir beyaz baston vardı. David şaşkınlıkla ona bakakaldı. Bu o
telefonlarda konuştuğu meleğiydi. Ama o kördü. Ne yapmalıyım diye düşündü. Kaçıp
gitmeli mi? Herşeye rağmen elini tutup konuşmalı ve onunla evlenmeli miydi?
David yutkundu ve birkaç adım atıp, kızın yanından geçip sessizce gitti. Parkın
dışına çıktığında son birkez dönüp kıza baktı. Kız hala uzaklara doğru bakıyor,
köpeğiyle konuşuyor ve David'i bekliyordu.



    David günlerce, onu bekleyen kızın hayalini unutamadı. Sürekli doğruyu yaptığına
kendini inandırmaya çalışıyordu. Bazen eli telefona gidiyor, o gün işim çıktı
gelemedim deyip, yine herşeye yeniden başlamayı düşünüyordu.



    Günler geçti ve seçimler sonuçlandı. David seçimleri kaybetti. New Jersey valisi
olamamıştı. Yine avukatlığa devam etmeye başladı. Noel hazırlılarının devam
ettiği o öğlen, sekreteri içeri girerek, davanın 25 dk sonra olacağını
hatırlattı. Hızla hazırlandı. Çantasını alıp adliyeye gitti. Yerine geçti
oturdu. Önemli bir tecavüz davası görülüyordu ve sanığı David savunacaktı, işi
zordu. Biraz sonra karşı taraf ve hakimde yerlerini almıştı. David ilk tanığa
sorusunu sordu. Moralinin bozulmaması için karşı tarafın avukatına dönüp
bakmamıştı bile. 2.tanık ile ilgili notlarına bakarken, yüksek topuklu bir
ayakkabı sesi duydu. Karşı tarafın avukatı tanığın yanına gidiyordu. Avukat
konuşmaya başladı. Bu ses çok sert, acımasız ama bir o kadarda tanıdık geldi.



    Başını kaldırdı daha bir dikkatle baktı. O sırada saçlarını sımsıkı topuz
yapmış, menekşe gözlü, dudakları bir çizgi gibi kapalı avukatla gözgöze geldi.
İşte o anda gözlerinde birden başka bir görüntü canlandı. Çağlayan gibi
omuzlarından aşağı sarkan sarı saçlar, heran gülmeye hazır yürek şeklinde
dudaklar, melek gibi bir yüz ve güzel bir vücut. Bu o parktaki kız olabilir
miydi..?



    Yoksa halisülasyonlar mı görmeye başlamıştı. 2 saat sonra dava bittiğinde hiç
bir şey hatırlamıyordu.



    Yanından hızla geçen avukatın peşinden koşup bahçede yakaladı. Tam ağzını açıp
konuşacaktı ki. O menekşe göze ta gözbebeklerinin içine kadar sımsıcak bir
şekilde baktı; o çizgi halindeki dudaklar güller gibi açarak gülümsedi ve şarkı
gibi melodik bir ses duyuldu.



    - "Merhaba o gün parkta sana şaka yapmak istemiştim.. Herşeye rağmen beni
isteseydin, cesurca yanıma gelip bana telefondaki meleğim demiş olsaydın. Ya da
1-2 saniye daha bekleyebilseydin. Sana evet demek için gelmiştim. Oysa sen kendi
kalbini sınavdan geçirdin ve başarısız oldun. Bu arada, sürekli aradığın... ya
da parktaki günden sonra hiç aramadığın telefon, ofisimdeki direkt telefondu."



    Ve telefondaki melek yürüyüp gitti...

VİDEOLARIM/Kısa Film


VİDEOLARIM/Kısa Film


Son Yazılar



Free Blog Content







Website Counter

Arkadaşlarım

tekeli

akvaryumum

pastel

sokakveduvar

gazikemal

serapozturk

uygarradikal

< Çocuk > ..

gulerresim

okumaca

fatoscb

ata1881

gökhan kaplan

beyaztuval

gurkanadam

soymet

ataturkce

borsaci72

ordubeyi

ziranbula

aagranur

hulyasati

boyacicocuk

aum

kenanyucel

Blogcu ile yapıldı
Google